Türkiye Cumhuriyeti’nin siyasi tarihindeki en kritik dönüm noktalarından biri, 27 Mayıs 1960 askeri darbesinin ardından yaşandı. Yaklaşık 10 yıl boyunca başbakanlık yapan Demokrat Parti Genel Başkanı Adnan Menderes, darbenin ardından tutuklandı, Yassıada’da kurulan Yüksek Adalet Divanı’nda yargılandı ve hakkında verilen ölüm cezasının Millî Birlik Komitesi tarafından onaylanmasının ardından 17 Eylül 1961’de İmralı Adası’nda idam edildi. Dışişleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu ile Maliye Bakanı Hasan Polatkan ise bir gün önce, 16 Eylül’de idam edilmişti.
Menderes, Zorlu ve Polatkan’ın idamlarına giden yol yalnızca Yassıada’daki mahkeme süreciyle başlamadı. 1950’lerin ikinci yarısında giderek sertleşen iktidar-muhalefet ilişkileri, ekonomik sıkıntılar, basın üzerindeki tartışmalar, Tahkikat Komisyonu’nun kurulması, öğrenci gösterileri ve nihayet 27 Mayıs müdahalesi, yaklaşık bir buçuk yıl sonra üç siyasetçinin idamıyla sonuçlanacak sürecin başlıca aşamalarını oluşturdu.
27 Mayıs’a giden siyasi gerilim
Demokrat Parti, 14 Mayıs 1950 seçimleriyle iktidara gelmiş, Adnan Menderes başbakan olmuştu. DP, 1954 seçimlerinde iktidarını güçlendirdi ancak özellikle 1957 seçimlerinden sonra iktidar ile muhalefet arasındaki ilişkiler sertleşti. Aynı dönemde dış borç, enflasyon ve ekonomik sıkıntılar siyasi tartışmaların önemli unsurlarından biri haline geldi. TBMM’nin parlamento tarihi çalışmalarında da 1957 sonrasında siyasi rejim tartışmalarının ve ekonomik sorunların ülkedeki gerginliği artırdığı belirtiliyor.
Gerilimin en önemli dönüm noktalarından biri 18 Nisan 1960’ta TBMM’de Tahkikat Komisyonu’nun kurulması oldu. Tamamı Demokrat Parti milletvekillerinden oluşan komisyon, CHP ve muhalif basının faaliyetlerini araştırmak üzere oluşturuldu. 27 Nisan’da kabul edilen düzenlemelerle komisyona yayınları yasaklama, toplantıları engelleme ve belgelere el koyma gibi geniş yetkiler tanınması muhalefetin sert tepkisine yol açtı.
Öğrenci olayları ve 27 Mayıs darbesi
Tahkikat Komisyonu’na ilişkin düzenlemelerin ardından 28 Nisan 1960’ta İstanbul Üniversitesi’nde, 29 Nisan’da ise Ankara’da öğrenci gösterileri başladı. Gösterilerin ardından İstanbul ve Ankara’da sıkıyönetim ilan edildi; buna rağmen siyasi ve toplumsal gerginlik Mayıs ayı boyunca devam etti.
27 Mayıs 1960 sabahı Türk Silahlı Kuvvetleri içindeki bir grup asker yönetime el koydu. TBMM ve hükümet feshedildi, siyasi faaliyetler durduruldu; Cumhurbaşkanı Celal Bayar, Başbakan Adnan Menderes, bakanlar ve Demokrat Parti milletvekillerinin büyük bölümü gözaltına alındı. Yönetim, 38 üyeli Millî Birlik Komitesi’ne geçti.
Menderes nasıl yakalandı ve Yassıada süreci nasıl başladı
Darbe sırasında Eskişehir-Kütahya bölgesinde bulunan Menderes gözaltına alındı. Demokrat Parti yöneticileri önce Ankara’da tutuldu, ardından büyük bölümü Yassıada’ya nakledildi. Darbe yönetimi, 12 Haziran 1960 tarihli 1 sayılı geçici kanunla eski cumhurbaşkanı, başbakan, bakanlar ve milletvekillerini soruşturacak Yüksek Soruşturma Kurulu ile yargılayacak Yüksek Adalet Divanı’nın hukuki çerçevesini oluşturdu.
Yassıada yargılamaları 14 Ekim 1960’ta başladı ve 15 Eylül 1961’e kadar sürdü. Resmî ve akademik kaynaklarda toplam 592 kişinin yargılandığı ve 15 kişi hakkında ölüm cezası verildiği belirtiliyor. Yargılamalarda çok sayıda ayrı dosya açıldı ve bunların önemli bölümü daha sonra “Anayasayı İhlal Davası” kapsamında bir araya getirildi.
Yassıada’da hangi davalar görüldü
Yargılamalarda kamuoyunda “Köpek Davası”, “Bebek Davası”, “Örtülü Ödenek Davası”, “6-7 Eylül Olayları Davası”, “Vatan Cephesi Davası”, “Radyo Davası”, “Topkapı Olayları”, “İstanbul-Ankara Olayları”, “İstimlak Davası” ve “Anayasayı İhlal Davası” gibi adlarla bilinen çok sayıda dosya ele alındı. TBMM kaynaklarında Yassıada’da 19 ayrı dava dosyasının bulunduğu belirtiliyor.
Ancak Adnan Menderes’in idam edilmesinin hukuki dayanağı kamuoyunda zaman zaman sanıldığı gibi “Bebek Davası” veya tek başına başka bir tali dava değildi. Menderes, Bebek Davası’nda beraat etti. Ölüm cezasının temel dayanağı, diğer dosyaların da ilişkilendirildiği “Anayasayı İhlal Davası”nda verilen ve Türk Ceza Kanunu’nun 146’ncı maddesine dayandırılan hükümdü.
Neden idam cezası verildi
Yüksek Adalet Divanı, Demokrat Parti iktidarının bazı uygulamalarını tek tek siyasi kararlar olarak değil, anayasal düzeni ortadan kaldırmaya yönelik bütünlüklü bir sürecin parçaları olarak değerlendirdi. İddialar arasında CHP’nin bazı mallarının Hazine’ye geçirilmesi, Kırşehir’in ilçe yapılması, yüksek yargı mensuplarının emekliye sevkine ilişkin düzenlemeler, seçim mevzuatındaki değişiklikler, toplantı ve gösterilere ilişkin düzenlemeler ile Tahkikat Komisyonu ve ona verilen geniş yetkiler bulunuyordu.
Divan, bu eylemler nedeniyle Menderes ve diğer bazı Demokrat Parti yöneticilerini Türk Ceza Kanunu’nun 146’ncı maddesi kapsamında “Anayasayı ihlal” suçundan sorumlu tuttu. Celal Bayar, Adnan Menderes, Fatin Rüştü Zorlu ve Hasan Polatkan hakkındaki ölüm kararları oy birliğiyle; bazı diğer sanıklar hakkındaki ölüm kararları ise oy çokluğuyla verildi.
Dolayısıyla “neden asıldılar?” sorusunun dönemin yargı kararındaki cevabı, başta Anayasa’yı ihlal suçlaması olmak üzere Demokrat Parti dönemindeki çeşitli uygulamaların anayasal düzeni ortadan kaldırmaya yönelik eylemler olarak değerlendirilmesiydi. Buna karşılık bu yargılamaların kuruluş biçimi, bağımsızlığı, usulleri ve ölüm cezalarının meşruiyeti sonraki yıllarda yoğun biçimde tartışıldı; TBMM’nin daha sonraki yasal düzenlemeleri de Yüksek Adalet Divanı kararlarının hukuki sonuçlarını ortadan kaldıran bir çizgiye ilerledi.
15 idam kararı verildi, yalnızca 3’ü infaz edildi
Yüksek Adalet Divanı 15 Eylül 1961’de 15 kişi hakkında ölüm cezasına hükmetti. Ancak cezaların uygulanabilmesi için Millî Birlik Komitesi’nin onayı gerekiyordu. Komite, Menderes, Zorlu ve Polatkan hakkındaki ölüm cezalarını onayladı.
Eski Cumhurbaşkanı Celal Bayar da ölüm cezasına mahkûm edilmişti ancak yaşı nedeniyle cezası müebbet hapse çevrildi. Diğer ölüm cezaları da Millî Birlik Komitesi tarafından müebbet hapis cezasına dönüştürüldü. Böylece 15 ölüm kararından yalnızca Menderes, Zorlu ve Polatkan hakkındaki üçü infaz edildi.
İdamların durdurulması için girişimler oldu
İdam kararları Türkiye dışında da yankı uyandırdı. Çeşitli yabancı devlet adamları ve hükümetler infazların gerçekleştirilmemesi yönünde Millî Birlik Komitesi’ne girişimlerde bulundu. Buna rağmen Zorlu ve Polatkan ile Menderes hakkındaki ölüm cezalarının uygulanmasına karar verildi.
Fatin Rüştü Zorlu ve Hasan Polatkan, kararların açıklanmasından hemen sonra İmralı Adası’na götürüldü. Her iki eski bakanın ölüm cezaları 16 Eylül 1961 sabaha karşı infaz edildi.
Menderes’in infazı neden bir gün sonra yapıldı
Adnan Menderes’in infazı ise Zorlu ve Polatkan ile aynı gün gerçekleştirilemedi. Menderes, ölüm kararlarının açıklanacağı 15 Eylül sabahında kaldığı odada bilincini kaybetmiş halde bulundu. Yapılan incelemelerde barbitürat türü uyku ilaçları aldığı belirlendi ve intihar girişiminin ardından tedavi altına alındı.
Sağlık durumunun düzelmesinin ardından 17 Eylül sabahı bir doktor heyeti tarafından muayene edildi. Heyet, Menderes’in sağlık durumunun normale döndüğüne ilişkin rapor verdi. Bunun üzerine İmralı’ya götürülen Menderes’e ölüm kararı yeniden bildirildi.
17 Eylül 1961’de İmralı’da idam edildi
Adnan Menderes’in ölüm cezası 17 Eylül 1961 günü İmralı Adası’nda infaz edildi. Kaynaklarda infaz saati 13.21 olarak yer alıyor. Menderes, 62 yaşındaydı.
Son sözlerine ilişkin çeşitli aktarımlar bulunmakla birlikte TBMM ve döneme ilişkin kaynaklarda Menderes’in devlet ve milleti için iyi dileklerini ifade ettiği, ailesini andığı aktarılıyor. Menderes, Zorlu ve Polatkan’ın cenazeleri İmralı Adası’na defnedildi.
İdamlardan yalnızca bir ay sonra seçim yapıldı
Yassıada yargılamaları sürerken yeni anayasa hazırlanmış, 1961 Anayasası 9 Temmuz 1961’de yapılan halkoylamasında yaklaşık yüzde 61 oyla kabul edilmişti. İdamlardan yaklaşık bir ay sonra, 15 Ekim 1961’de genel seçim gerçekleştirildi ve Türkiye yeniden seçilmiş bir Meclise kavuştu.
Seçimlerde CHP yüzde 36,7 oyla 173, Adalet Partisi yüzde 34,8 oyla 158, Yeni Türkiye Partisi yüzde 13,7 oyla 65, Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisi ise yüzde 14 oyla 54 milletvekili çıkardı. Hiçbir parti tek başına çoğunluk sağlayamadı; 20 Kasım 1961’de İsmet İnönü başkanlığında CHP-Adalet Partisi ortaklığıyla Cumhuriyet tarihinin ilk koalisyon hükümeti kuruldu.
Yassıada mahkûmları için af ve siyasi hakların iadesi
Yassıada’da hapis cezasına çarptırılan Demokrat Partililerin durumları ilerleyen yıllarda yeniden siyasetin gündemine girdi. 1962 ve özellikle 1966’da çıkarılan af düzenlemeleriyle hükümlülerin önemli bölümü serbest kaldı veya cezalarında indirim yapıldı. Ancak af, başlangıçta bütün siyasi hakların geri verilmesi anlamına gelmiyordu.
Eski Demokrat Partililerin siyasi haklarına ilişkin tartışma yıllarca sürdü. TBMM kayıtlarına göre Yassıada mahkûmu eski Demokrat Partililerin siyasi hakları 1974 yılında iade edildi. Böylece 27 Mayıs sonrasında getirilen siyasal kısıtlamaların önemli bir bölümü kaldırılmış oldu.
29 yıl sonra hukuken itibarları iade edildi
Menderes, Zorlu ve Polatkan açısından en önemli adımlardan biri 1990 yılında atıldı. 11 Nisan 1990’da kabul edilen 3623 sayılı Kanun ile Yüksek Adalet Divanı tarafından Türk Ceza Kanunu’nun 146’ncı maddesine göre mahkûm edilenlerin hukuken itibarlarının iadesi düzenlendi.
Üç ismin İmralı’daki mezarları açıldı ve naaşları 17 Eylül 1990’da, idamın 29’uncu yıl dönümünde devlet töreniyle İstanbul’a getirildi. Menderes, Zorlu ve Polatkan, Aksaray-Topkapı arasındaki Vatan Caddesi’nde yapılan Anıt Mezar’a defnedildi.
2020’de Yassıada kararları için yeni yasal düzenleme
Süreç bununla da sona ermedi. TBMM, 23 Haziran 2020’de 7248 sayılı Kanun’u kabul etti. Kanun, Millî Birlik Komitesi döneminde Yüksek Adalet Divanı’nın kurulmasına dayanak oluşturan 12 Haziran 1960 tarihli 1 sayılı Kanun’un ilgili hükümlerini yürürlükten kaldırdı.
Düzenlemede, hukuki dayanağı kaldırılan Yüksek Adalet Divanı’nın hükümsüz hale gelen bütün kararlarının adli sicil ve arşiv kayıtlarından silinmesi hükme bağlandı. Ayrıca Yüksek Soruşturma Kurulu ve Yüksek Adalet Divanı soruşturma ve kovuşturmaları nedeniyle zarar görenlerin manevi zararlarının Hazine tarafından karşılanmasına ilişkin mekanizma getirildi. Böylece Yassıada kararlarının hukuki sonuçlarının ortadan kaldırılması yönündeki süreç, 1961’deki infazlardan yaklaşık 59 yıl sonra yeni bir aşamaya taşındı.
17 Eylül’ün Türk siyasi tarihindeki yeri
Adnan Menderes’in 17 Eylül 1961’de, Fatin Rüştü Zorlu ve Hasan Polatkan’ın ise 16 Eylül’de idam edilmesi, Türkiye’nin çok partili siyasi hayatında askerî müdahale ile seçilmiş siyasetçiler arasındaki ilişkinin en ağır sonuçlarından biri oldu. Yassıada kararlarının hukuki ve siyasi niteliği sonraki onlarca yıl boyunca tartışıldı; TBMM’de farklı siyasi partilerden isimler de ilerleyen dönemlerde 27 Mayıs darbesini ve idamları demokratik siyasal düzen açısından eleştiren açıklamalar yaptı.
Tarihsel olarak ayırmak gereken temel nokta şu: Menderes, Zorlu ve Polatkan dönemin Yüksek Adalet Divanı tarafından “Anayasayı ihlal” suçlaması temelinde ölüm cezasına mahkûm edildi ve cezalar Millî Birlik Komitesi’nin onayıyla infaz edildi. Ancak Türkiye Cumhuriyeti daha sonraki yasama işlemleriyle önce bu kişilerin hukuki itibarlarını iade etti, ardından 2020’de Yüksek Adalet Divanı kararlarını hukuki dayanaktan yoksun ve hükümsüz hale getiren düzenlemeyi yürürlüğe koydu.




