Bizde kahvehane kültürünün ayrı bir yeri vardır. Eşini kaybeden yaşlı amca vakit öldürmek(!) için gelir. Evde hatundan fırça yiyen erkek kaçamak yeri olarak görür gelir.
Usanıp iki kelam edecek bir dost bulmak için arzu eden gelir. Diğer taraftan -oyun oynanan kahvehane ise- oyun oynama hastalığına yakalanmış olanlar buraya gelir demeyelim, buradan çıkmaz. Hatta bazen o seviyeye gelir ki akşama kadar dairede veya inşaatlarda çalışır ama üzerini bile çıkarma imkânı olmadan soluğu kahvehane köşesinde oyun masasında alır. Simit çay ile devam eder.
Taşrada kahvehanelerin (çay ocaklarının) güzel yönleri eş dost, arkadaş, hemşerilerin bulunduğu bir mekâna kapıdan girerken (senin de elin cebine gidiyorsa, halk tabiri ile beleşçilik hastalığın yoksa) birileri mutlaka masasına buyur eder. Başlarlar muhabbete pardon dedikoduya. Hele hele yaşı altmışın üzerindeki köylülerin masasına oturmuş isen aynı olayları her gün ilk günkü aşkla anlatır sende tasdik ederek dinlersin. Şehirde olsan da dinlerken kendini köyde, dağda bayırda her ne yaşanmış ise orada tekrar yaşıyor gibi hissedersin. Birde bakmışsın ki namaz vakti gelmiş. Genelde kahvehanelerin yakınında camiler vardır. Özellikle elli yaşın üzerindekiler namazı cemaatle kılar sonra koltuğunun altına iki tane somun alır ve evin yolunu tutar. Yarın tekrar aynı saatlerde gelebilmek niyetiyle.
Kahvehaneleri olumsuz yönleri ise, öncelikle oyun oynama hastalığı olanların ekseri çoğunluğunun sabahtan akşama kadar, Ramazan ayında sahura kadar yerine göre kuru simit çayla oyun oynayanların ve çoluk çocuğunun rızkını buraya bırakanların olması. Hele hele ekonomik imkânı iyi olmayanların akşama kadar inşaatlarda emek tüketip akşam kolasına, yemeğine oyun oynayıp, sofrasının rızkını masaya bırakanların ahvali daha vahimdir. Derine dalmadan kısa keseyim, bu durum içerisinde olanlar kendini bilir okula giden çocuğunun cebine harçlık koymada zorlanıyorsa bırakın kahvehanede oyun oynamayı insan çay bile içmemelidir- ama ölçü önemlidir.
Diğer taraftan kalabalık ortam olması nedeniyle aşırı gürültü, küfürlü konuşmalar, bol keseden dedikodu, zaman israfı ve en önemli hususlardan bir tanesi de topyekün hijyen kurallarına tam riayet edilememesi sebebiyle bulaşıcı hastalıkların çoğalma riskidir. Bazen denk geliyoruz kahvehanelerdeki tuvaletleri, lavaboları kullanmak zorunda kaldığımızda hakikaten çok zorlanıyoruz. Neticede toplu yaşam olduğu için herkes aynı hassasiyeti göstermiyor.
Özeti: Kendi adıma temiz çay ocağı kültürünü seviyorum. İlçeye gidince de Sekülüler kahvehanesini bulmadan rahat edemiyorum. Hele kahvehaneci Şaban ağabeyimizin muhabbeti -hocam bu köylülere yok, onlar evinde yesin, sen uzaklardan geldin diye avucuma ceviz içi doldurması- gönül heybemizi dolduruyor. O da bize bir ay yetiyor. Ne diyelim, hijyene uygun çay ocağı kültürümüz çoğalsın…
BAŞSAĞLIĞI : Dün akşam saatlerinde Osmancık’ta cami dönüşü elim bir trafik kazasında hayatını kaybeden Dodurga Tutuş köyünden gelme, Osmancık’ta ikamet eden, (Karaçay ve İnal köyleri eski imamı) Devlet Hastanesinden emekli (kayınpederin bacanağı) Hamdi Ercan Hocamız hakkın rahmetine kavuşmuştur. Rabbim taksiratını affeylesin. Mekânı cennet olsun. Ruhuna Fatiha.